the islander slips into hiding
and takes to his heels
out of dark northland
the murky house of sara
he whirled out of doors as snow
arrives as smoke in the yard
to flee from bad deeds
there he has to become someone else
he must change his shape
as an eagle he swept up
wanted to soar heavenward
the sun burned his cheeks
the moon lit his brows
Cumartesi, Aralık 15, 2007
run1.0
Trying to outrun your fear
Running to lose
Heart on your sleeve and your soul in your shoes
Take a left,
A sharp left
And another left, meet me on the corner
And we'll start, again.
Running to lose
Heart on your sleeve and your soul in your shoes
Take a left,
A sharp left
And another left, meet me on the corner
And we'll start, again.
Etiketler:
badly drawn boy,
lyrics,
once around the block
Çarşamba, Aralık 12, 2007
stars my destination...
Tiger, tiger, burning bright
In the forests of the night,
What immortal hand or eye
Could frame thy fearful symmetry?
In what distant deeps or skies
Burnt the fire of thine eyes?
On what wings dare he aspire?
What the hand dare seize the fire?
And what shoulder and what art
Could twist the sinews of thy heart?
And when thy heart began to beat,
What dread hand and what dread feet?
What the hammer? what the chain?
In what furnace was thy brain?
What the anvil? What dread grasp
Dare its deadly terrors clasp?
When the stars threw down their spears,
And water'd heaven with their tears,
Did He smile His work to see?
Did He who made the lamb make thee?
Tiger, tiger, burning bright
In the forests of the night,
What immortal hand or eye
Dare frame thy fearful symmetry?
In the forests of the night,
What immortal hand or eye
Could frame thy fearful symmetry?
In what distant deeps or skies
Burnt the fire of thine eyes?
On what wings dare he aspire?
What the hand dare seize the fire?
And what shoulder and what art
Could twist the sinews of thy heart?
And when thy heart began to beat,
What dread hand and what dread feet?
What the hammer? what the chain?
In what furnace was thy brain?
What the anvil? What dread grasp
Dare its deadly terrors clasp?
When the stars threw down their spears,
And water'd heaven with their tears,
Did He smile His work to see?
Did He who made the lamb make thee?
Tiger, tiger, burning bright
In the forests of the night,
What immortal hand or eye
Dare frame thy fearful symmetry?
Etiketler:
the tiger,
william blake
Pazartesi, Aralık 03, 2007
dere tepe dümdüz
geçen gece gördüğüm rüyadan başlayalım..
rüyamda yurttayım ama yurt bir değişmiş, güzelleşmiş, maşallah. binalar tek katlı ve her binada dörder oda var. dolayısıyla hepsi düzayak, bir nevi bahçeli evcikler olmuş. içleri yine birbirinin aynı ama gerçekten oldukça farklı. nedense daha bir geniş, ferah ve iyi görünüyorlar. dahası ortak alanlarımız da acaip bir dönüşüm geçirmiş, bir common hall var ki harry potter ın ziyafet salonu yanında halt etmiş. genişliğini güzelliğini falan geçiyorum, tavandan kullanıma açık bir trapezin sarktığını ve fonda nakaratları "i'm your halloween" (i'm your valentine gibi ama daha kanlıca) şeklinde giden bir şarkının gümbürdediğini söylemekle yetineceğim.
yalnız bir sandalye var ki oda(m)da, deri&metal karması, dizaynır şeysiyim ben diye bağırıyor ve beni tilt ediyor. sandalye elimde dışarı çıkıyorum. ne yapmayı planladığımı anımsamıyorum, rüyada da olsa yurt malını çöpe atacak cüretim olduğundan bayağı şüpheliyim.
odadan dışarı attığım üçüncü adımda falan kayboluyorum, nasıl başardığım elbette bir muamma. neyse ki birkaç adım ötede bir bar görünüyor, ben de her makul insanın yapacağı gibi oraya yöneliyorum. kapıda iki adet iri kıyım amca beni karşılıyor almanca. rüyamda da bu hain dili akıcı konuşma becerisini kendime layık görmüyorum herhalde ki, "ich habe den weg verloren" tadında birşeyler saçmalayabiliyorum sadece. neyse ki derdim anlaşılıyor ve beni odama geri getiriyorlar.
imdi, bu adamları rüyasında gören ben olduğuma göre, bu adamların kurduğu ve benim anlayıp ta cevap veremediğim cümleleri de ben kuruyorum demektir. ama rüyamda bile yanıt veremediğime göre bu ne demektir? dahası ingilizce başladığım cümleleri almanca bitirmem ve artık bazı kelimelerin almancalarının daha bir kolayıma gelmesi neye delalettir?
kafamda kaç dile yer var hakikaten merak ediyorum.. iki dili paşa paşa konuşurken üçüncüsü biraz ayransız tahtırevan gibi mi oluyor acep diyorum zaman zaman.
(it was your brilliant idea, remember?)
biliyorum, herşey zaman alıyor da, kelimeler benim cici oyuncaklarım, evde kutularında duranlardan bile kıymetliler desem yeri.. kelimelerimi kaybetmekten korkuyorum..
[aber warum?]
bu dilin her bir kelimesi vakti zamanında düşümde gördüğüm granit yolların taşları kadar ağır ve yaşlı.. hayret kabiliyetini tam kapasite kullanan çocuk modunu daha ne kadar sürdürebilirim bilmiyorum..
(told you so!)
sen sussana bir kere, niye maydonoz oluyorsun davetsiz davetsiz? bu gidişle zaten yakında kuruyup gideceksin, hah, ben de kalkmış senin için endişeleniyorum burada!
(don't you go a wee bit far now? you're not that safe, it seems to me..)
ya, ya ne demessin, gençliğini de biliriz canım..
(shut the fuck up!)
sen kapa çeneni, elin değmişken sttrolup gidedebilirsin hatta!
[aber warum?]
sen karışma!
(mind your own damn business!)
sen bakma o dallamaya canım, dağdan gelmiş bağdakine laf çarptırıyor.
(exactly, could't word it better myself)
sence aytunz şafıldayken arka arkaya paradise lost çalmasının meali ne olabilir?
(that we're screwed?)
hmmm, mümkündür..
rüyamda yurttayım ama yurt bir değişmiş, güzelleşmiş, maşallah. binalar tek katlı ve her binada dörder oda var. dolayısıyla hepsi düzayak, bir nevi bahçeli evcikler olmuş. içleri yine birbirinin aynı ama gerçekten oldukça farklı. nedense daha bir geniş, ferah ve iyi görünüyorlar. dahası ortak alanlarımız da acaip bir dönüşüm geçirmiş, bir common hall var ki harry potter ın ziyafet salonu yanında halt etmiş. genişliğini güzelliğini falan geçiyorum, tavandan kullanıma açık bir trapezin sarktığını ve fonda nakaratları "i'm your halloween" (i'm your valentine gibi ama daha kanlıca) şeklinde giden bir şarkının gümbürdediğini söylemekle yetineceğim.
yalnız bir sandalye var ki oda(m)da, deri&metal karması, dizaynır şeysiyim ben diye bağırıyor ve beni tilt ediyor. sandalye elimde dışarı çıkıyorum. ne yapmayı planladığımı anımsamıyorum, rüyada da olsa yurt malını çöpe atacak cüretim olduğundan bayağı şüpheliyim.
odadan dışarı attığım üçüncü adımda falan kayboluyorum, nasıl başardığım elbette bir muamma. neyse ki birkaç adım ötede bir bar görünüyor, ben de her makul insanın yapacağı gibi oraya yöneliyorum. kapıda iki adet iri kıyım amca beni karşılıyor almanca. rüyamda da bu hain dili akıcı konuşma becerisini kendime layık görmüyorum herhalde ki, "ich habe den weg verloren" tadında birşeyler saçmalayabiliyorum sadece. neyse ki derdim anlaşılıyor ve beni odama geri getiriyorlar.
imdi, bu adamları rüyasında gören ben olduğuma göre, bu adamların kurduğu ve benim anlayıp ta cevap veremediğim cümleleri de ben kuruyorum demektir. ama rüyamda bile yanıt veremediğime göre bu ne demektir? dahası ingilizce başladığım cümleleri almanca bitirmem ve artık bazı kelimelerin almancalarının daha bir kolayıma gelmesi neye delalettir?
kafamda kaç dile yer var hakikaten merak ediyorum.. iki dili paşa paşa konuşurken üçüncüsü biraz ayransız tahtırevan gibi mi oluyor acep diyorum zaman zaman.
(it was your brilliant idea, remember?)
biliyorum, herşey zaman alıyor da, kelimeler benim cici oyuncaklarım, evde kutularında duranlardan bile kıymetliler desem yeri.. kelimelerimi kaybetmekten korkuyorum..
[aber warum?]
bu dilin her bir kelimesi vakti zamanında düşümde gördüğüm granit yolların taşları kadar ağır ve yaşlı.. hayret kabiliyetini tam kapasite kullanan çocuk modunu daha ne kadar sürdürebilirim bilmiyorum..
(told you so!)
sen sussana bir kere, niye maydonoz oluyorsun davetsiz davetsiz? bu gidişle zaten yakında kuruyup gideceksin, hah, ben de kalkmış senin için endişeleniyorum burada!
(don't you go a wee bit far now? you're not that safe, it seems to me..)
ya, ya ne demessin, gençliğini de biliriz canım..
(shut the fuck up!)
sen kapa çeneni, elin değmişken sttrolup gidedebilirsin hatta!
[aber warum?]
sen karışma!
(mind your own damn business!)
sen bakma o dallamaya canım, dağdan gelmiş bağdakine laf çarptırıyor.
(exactly, could't word it better myself)
sence aytunz şafıldayken arka arkaya paradise lost çalmasının meali ne olabilir?
(that we're screwed?)
hmmm, mümkündür..
Cumartesi, Aralık 01, 2007
buffy de vampir sayılır..
two girls, they're both teenager slayers. there's a thirtyish man, tall, lean, with grayish short hair. he's sort of like their watcher. there's also another man, who's always out-of-focus. i just can't be sure whether he's old or young, handsome or gruesome, a highpriest/mage of an elder god or an elder god. i just know that the girls have to fight him constantly. i also know there's a competition between the girls, for the attention of their watcher. it's harmless though, and they fight together against the oof guy in perfect harmony or spend time together like sisters or best friends.
everything i told here so far holds not much interesting material.
but dreaming about these characters three times consecutively during the same night made it all very interesting for me..
everything i told here so far holds not much interesting material.
but dreaming about these characters three times consecutively during the same night made it all very interesting for me..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
